Hayat boyunca bize kim olmamız gerektiği söylendi. Nasıl görünmemiz, nasıl giyinmemiz, nasıl davranmamız gerektiği… Hatta kim olmamız gerektiği bile.
Ama The Becoming başka bir soru soruyor:
Who do you want to become?
Belki sen de o hissi biliyorsun.
Dolabın dolu ama hiçbir şey tam anlamıyla “sen” değil. Aynaya baktığında gördüğün kişiyle hissettiğin kişi aynı değil.
Çünkü kadın olmak, tek bir tanıma sığmaz.
Sen değişirsin. Tarzın değişir. Hayallerin değişir. Hayatın değişir. Kendine bakışın değişir. Ve her yeni dönem, kendinin yeni bir tarafını ortaya çıkarır.
The Becoming, tam olarak bu yolculuk için doğdu.
Çünkü biz, kıyafetlerin yalnızca ne giydiğimizi değil, kendimizi nasıl hissettiğimizi ve dünyaya nasıl yansıttığımızı da anlatabildiğine inanıyoruz.
Bazen bir kıyafet sadece bir kıyafet değildir.
Bazen yeni bir başlangıçtır. Bazen “artık hazırım” demektir. Bazen “bu benim” demektir.
Bazen de yıllardır başkalarının görmek istediği kadın olmaya çalıştıktan sonra kendine dönüp:
“Şimdi sıra bende.”
The Becoming sana başka biri olman gerektiğini söylemez. Tam tersine, kendinin daha fazlası olabileceğini hatırlatır.
Daha özgüvenli.
Daha özgür.
Daha cesur.
Daha zarif.
Daha gerçek.
Kendi tarzını bulurken, kendi hikâyeni yazarken ve kendi seçimlerini yaparken…
Belki de değişim, büyük bir karar vermekle değil, kendin için attığın küçük bir adımla başlar.
Bize yazmak, bir soru sormak ya da kendine yakıştırdığın bir parçayı denemek… Bazen küçük bir adım, insanı biraz daha kendisine yaklaştırır.
The Becoming, bu yolculuğun bir parçası olmak için var.
Çünkü sen tamamlanmış bir hikâye değilsin.
You are becoming.Becoming who you are.
SEPETİM